Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

26 Haziran 2015 Cuma

YAŞAM GERÇEKTEN ÇOK BASİT. NE EKERSEK, ONU BİÇİYORUZ


images[9]
Louise Hay den uzun ama iyi özet

DÜŞÜNCELERİMİZİN BAZI TEMEL NOKTALARI
Her birimiz tüm yaşam deneyimlerimizden yüzde yüz sorumluyuz. Aklımızda oluşan her düşünce geleceğimizi yaratmaktadır ve güç merkezi, daima yaşadığımız anın içindedir. Herkes kendinden nefret ve suçluluk duygusu yüzünden acı çeker. Herkes için en büyük mutsuzluk, “yeterince iyi değilim” diye düşünmektir…. Bu sadece bir düşüncedir ve düşünce değiştirilebilir. Dargınlık, güceniklik, olumsuz eleştiri ve suçluluk en zarar verici düşünce kalıplarıdır. Kırılma, gücenme, darılma duygularımızın üstesinden gelebilmek, kanseri bile yok edici bir düşünce gücüdür. Kendimizi gerçekten sevdiğimiz zaman, hayatımız her yönüyle düzene girer. Geçmişimizden kurtulmalı ve herkesi bağışlamalıyız. Kendimizi sevmeyi öğrenmeye istekli olmalıyız. Olumlu değişimlerin anahtarı, şimdi ve burada kendimizi onaylamak ve kabul etmektir. Bedenimizde “hastalık” denen şeyin yaratıcısı biziz. “Bilgeliğin ve bilginin kapıları daima açıktır”

YAŞAM GERÇEKTEN ÇOK BASİT. NE EKERSEK, ONU BİÇİYORUZ

Kendi hakkımızda düşündüklerimiz, kendi gerçeklerimiz oluyor. İçinde bulunduğumuz olayları yaratıyor, sonra da bunlardan duyduğumuz sıkıntı, üzüntü, ve düşkırıklığı için bir başkasını suçluyoruz; böyle yapmakla gücümüzü de başkasına kaptırmış oluyoruz. Hiçbir kişi, hiçbir şey, hiçbir koşul bizim üzerimizde bir güce sahip değil, çünkü aklımızla düşünce oluşturan yanlızca “biz”iz. Deneyimlerimizi, gerçekliğimizi ve bunda yer alan tüm kişileri yaratan bizi. Düşüncelerimizde barış, uyum, denge yarattığımızda bunları kendi yaşamımızda da bulacağız. Aşağıdaki cümlelerden hangisi size doğru geliyor? “İnsanlar hep beni kullanıyor, zarar veriyor” “İnsanlar hep yardımcı oluyor” Bu iki düşünce ve inanç yaşamımızda çok farklı deneyimler yaratacaktır. Kendimiz ve hayat hakkındaki inançlarımız, bizim gerçeğimizi oluşturur.
EVREN, SEÇTİĞİMİZ HER DÜŞÜNCE VE İNANÇTA BİZİ TÜMÜYLE DESTEKLER

Bunu bir başka şekilde söylemek gerekirse bilinçaltımız inanmayı seçtiğimiz herşeyi kabul eder. Yani kendim ve hayat hakkındaki inançlarım ve düşündüklerim, yaşamımın gerçeği olur. Ve düşünebileceğimiz şeyler konusunda sınırsız seçimimiz var. Bunu bildiğimizde “insanlar hep beni kullanıyor” yerine “insanlar hep bana yardımcı olmaya çalışıyor”u seçmek daha mantıklı değil mi?

EVRENSEL GÜÇ BİZİ ASLA YARGILAMAZ VE ELEŞTİRMEZ

Evrensel güç, bizi kendi değerlerimize göre kabul eder. Ve inançlarımızı ayna gibi yaşamımıza yansıtır. Eğer “hayat yalnızlıktır ve kimsenin beni seveceğine inanmıyorum”u seçiyorsam, hayatımda da bunu bulacağım. Ama, bu inancı kafamdan atmak ister de, “Sevgi her yerde. Ben seven ve sevilen bir kişiyim” gibi olumlu bir düşünceyi benimser ve bunu kendime sürekli tekrarlarsam, bu da benim yeni gerçeğim olacaktır. Yani hayatıma sevecen insanlar girmeye başlayacak, yaşamımda zaten varolan insanlar bana karşı daha sevecen olmaya başlayacak ve kendimin de sevgimi kolaylıkla başkalarına ifade edebileceğimi göreceğim.

ÇOĞUMUZUN KİM OLDUĞUMUZ KONUSUNDA SAÇMA DÜŞÜNCELERİ VE HAYATIN NASIL YAŞANMASI GEREKTİĞİ KONUSUNDA ÇOK, ÇOK KATI KURALLARI VAR

Bunu kendimizi suçlamak için söylemiyorum. Çünkü şu anda yapabildiğimizin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Eğer daha iyisini bilseydik, daha çok şeylerin farkında ve anlayışında olsaydık, başka türlü davranırdık. Lütfen sakın sakın, şu anda bulunduğunuz nokta konusunda kendinizi küçümsemeyin. Bu yazıyı veya kitabını okuyor olmanız bile hayatınızda olumlu değişimler yapmaya hazır olduğunuzu gösteriyor. Bunun için kendinizi takdir edin.

ÇOK KÜÇÜK YAŞLARDAYKEN, KENDİMİZ VE YAŞAM HAKKINDA NELER HİSSEDECEĞİMİZİ ÇEVREMİZDEKİ YETİŞKİNLERİN TEPKİLERİNDEN ÖĞRENİRİZ

Kendimiz ve yaşamımız hakkında ne düşünmemiz gerektiğini böyle öğreniyoruz. Eğer mutsuz, korku, suçluluk ya da öfke dolu insanların içinde yetişmişseniz, kendiniz ve hayat hakkındaki görüşleriniz de olumsuz düşüncelerle dolu olacaktır. “Hiçbir şeyi doğru yapamıyorum” “bu, benim hatam” “Eğer bir şeye kızarsam, ben kötü bir insanım” İşte bu tür inançlar, düşkırıklığı dolu bir hayat yaratır.

BÜYÜDÜĞÜMÜZDE, ÇOCUKLUĞUMUZDAKİ YAŞAMIMIZIN DUYGUSAL ORTAMINI YENİDEN YARATMA EĞİLİMİ GÖSTERİRİZ

Bu iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış değil, sadece içimizde “yuva” olarak bildiğimiz şeydir. Bunun yanısıra kişisel ilişkilerimizde, annemiz veya babamızla kurmuş olduğumuz ilişkileri ya da onların kendi aralarındaki ilişkileri yeniden yaratma eğilimi gösteririz. Tıpkı annenize veya babanıza benzeyen sevgililerinizi ya da patronlarınızı düşünün. Anne, babamızın bize gösterdiği davranışları kendimize de gösteriyoruz. Kendimizi aynı şekilde suçluyor ve cezalandırıyoruz. Kendi söylediklerimizi dinlediğimizde, hemen hemen aynı kelimeleri kullandığımızı görebilirsiniz. Kendimizi sevmeyi ve desteklemeyi de aynı şekilde yapıyoruz, tabii eğer çocukluğumuzda sevilmiş ve desteklenmişsek. “Hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyorsun” “hep senin hatan” Bunları ne kadar sıklıkla kendinize söylüyorsunuz?. “Harikasın” “Seni Seviyorum” ya bunları ne kadar sık söylüyorsunuz?

AMA TÜM BUNLAR İÇİN, ANNE BABALARIMIZI SUÇLAMAYALIM

Hepimiz kurbanların kurbanıyız. Onlar kendilerinin bilmediği şeyi bize nasıl öğretebilirlerdi ki? Anneniz kendini sevmeyi bilmiyorsa, babanız kendini sevmeyi bilmiyorsa, onların size kendinizi sevmeyi öğretmesi de imkansız olacaktır. Onlar da çocukluklarında kendilerine öğretilen şeylere dayanarak, yapabileceklerinin en iyisini yapmaya çalışıyorlardı. Eğer anne ve babanızı anlamak istiyorsanız, onları kendi çocukluklarıyla ilgili konuşturmaya çalışın. Eğer anlayışla dinleyebiliyorsanız, onların korkularının ve katı kurallarının nereden geldiğini anlama olanağını bulacaksınız. Size bütün bu “kötülükleri” yapan anne babanızın da sizin kadar korku dolu olduklarını göreceksiniz.

ANNE BABAMIZI BİZİM SEÇTİĞİMİZE İNANIYORUM

Her birimiz bu gezegende zaman ve mekandaki belirli bir noktada yeniden bedenlenmeye karar veriyoruz. Manevi evrim yolunda gelişmemize yardımcı olacak belirli bir dersi öğrenmek için buraya gelmeyi seçtik. Cinsiyetimizi, rengimizi, ırkımızı, ülkemizi kendimiz seçiyoruz ve bu yaşamda üstünde çalışmak istediğimiz kalıpları bize yansıtabilecek en uygun anne babayı da biz belirliyoruz. Ama büyüdüğümüzde, işaret parmağımızı onlara yönelterek suçluyoruz: “benim böyle olmamın nedeni sizsiniz”. Aslında onları seçen biziz, çünkü aşmamız gereken engeller için onlar mükemmel bir seçimdi. İnanç sistemimizi çok küçük yaşlarda ediniyoruz ve yaşamımızı bu inanç sistemlerine uygun deneyimleri yaratarak sürdürüyoruz. Hayatınıza şöyle bir dönüp bakın. Ne kadar sık aynı deneyimi yaşadığınıza dikkat edin. Bu deneyimleri tekrar ve tekrar yarattınız, çünkü bunlar size, kendiniz hakkında inandığınız şeylere aynalık ediyordu. Aynı sorunla ne kadar uzun süre yaşadığımız, sorunun ne kadar önemli olduğu ya da yaşamımıza yönelik ne kadar tehlike taşıdığı hiç önemli değil.

GÜÇ NOKTASI DAİMA ŞİMDİ Kİ ANDADIR

Hayatınızın bu anına kadar yaşadığınız tüm deneyimler, geçmişinize dayanan düşünce ve inançlarınızın ürünüdür. Her deneyim, dün, geçen hafta, geçen ay, geçen yıl, 10-20 ya da daha fazla yıllar önce (yaşınıza göre) oluşturduğunuz düşünceler ve kullandığınız sözcüklerle yaratıldı. Ama bunlarda geçmişte kaldı. Yaşandı ve bitti. Şimdi önemli olan, bu andan itibaren neyi düşünmeyi, neye inanmayı ve neyi söylemeyi seçtiğiniz. Çünkü bu düşünceler ve sözcükler, geleceğinizi yaratacak. Güç noktanız, şimdiki anda ve yarınınıza, gelecek haftanıza, gelecek ayınıza, gelecek yılınıza vs. şekil veriyor. Şu anda ne düşündüğünüze dikkat edin. Olumlu mu, olumsuz mu? Bu düşüncenizin yarınınızı biçimlendirmesini istiyor musunuz? Dikkat edin ve farkında olun.

HER ŞEYİN MALZEMESİ DÜŞÜNCEDİR, VE DÜŞÜNCELERİMİZİ DEĞİŞTİREBİLİRİZ

Sorunumuz ne olursa olsun, yaşadıklarımız, iç dünyamızın dışarıya yansıyan sonuçlarıdır. Kendinden nefret etmek bile, kendiniz hakkındaki nefret dolu düşüncelerin ürünü. “Ben kötü bir insanım” diyen bir düşünceniz var. Bu düşünce bir duygu yaratıyor ve siz bu duyguya kendinizi kaptırıyorsunuz. Oysa öyle bir düşünceniz olmasaydı, böyle bir duygunuz da olmayacaktı. Düşünceler ise değiştirilebilir. Düşüncenizi değiştirin, duygularınız da ortadan kaybolacaktır. Tüm bunları size inançlarımızın nerden geldiğini göstermek için anlattım. Bu bilgileri lütfen, acımızın içine gömülmek için mazaret olarak kullanmayalım. Geçmişin üzerimizde gücü yok. Olumsuz bir düşünce kalıbını ne kadar uzun sürdürmüş olmamızın önemi yok. Güç noktası şimdiki anda. Farkına varmak için ne harikulade bir şey. Şu andan itibaren özgür olmayı seçebilirsiniz!

İSTER İNANIN İSTER İNANMAYIN, DÜŞÜNCELERİMİZİ BİZ SEÇİYORUZ

Aynı düşünceleri bir alışkanlık olarak o kadar tekrar tekrar düşünüyor olabiliriz ki, bu bize düşüncelerimizi kendimiz seçmiyoruz izlenimi verebilir. Ama ilk seçimi biz yaptık. Bazı düşünceleri düşünmeyi reddedebiliriz. Ne kadar sıklıkla kendiniz hakkında olumlu birşey düşünmeyi kabul etmediniz? Pekala, aynı şekilde kendinizle ilgili olumsuz düşünceleri de reddedebilirsiniz. Bu konudaki çalışmalarım esnasında çalıştığım herkes az ya da çok kendinden nefret ve suçluluk duygularıyla boğuşuyor. Bu iki olumsuz duygu ne kadar fazlaysa, hayatımız da o kadar mutsuz oluyor. Bu iki duygu azaldıkça da yaşamımız her boyutuyla daha iyiye doğru gidiyor.

HEMEN HERKESİN ÇEKİRDEK İNANCI: “YETERİNCE İYİ DEĞİLİM”

“Yeterince iyi değilim” inancının yanısıra “Yeterince çaba gösteremiyorum” ya da “Layık değilim” inançları da var. Bunları söyleyenlerden misiniz? Yeterli olmadığınızı düşünüyor ya da hissediyor musunuz? Ama kime göre? Kimin standartlarına göre? Eğer bu inancınız güçlüyse, o zaman nasıl sevgi dolu, mutlu, başarılı, sağlıklı bir hayat yaratabilirsiniz? Bu güçlü bilinçaltı inancınız, yaşamınıza sürekli çelişkiler getirecek, bir yerlerde aksamalar olacak, bir şeyler sürekli yanlış gidecek.

KIRGINLIK, YARGILAMA, SUÇLULUK VE KORKU HERŞEYDEN ÇOK SORUN YARATIR Bu dört duygu hem bedenimiz, hem de yaşamımızdaki temel sorunların kaynağı oluyor. Bu duygular, yaşam deneyimlerimizin sorumluluğunu almak yerine, başkalarını suçlamaktan kaynaklanıyor. Evet, yaşamımızdaki her şeyden yüzde yüz sorumlu olursak, suçlayacak kimse kalmayacak değil mi? “Dışarıda” olan herşey, iç düşüncemizin aynası. Diğer insanların kötü davranışlarına göz yummuyorum, ama bize böyle davranacak olan kişileri bize çeken şey, KENDİ inançlarımız. Eğer kendinize şunları söylüyorsanız: “Herkes bana şöyle şöyle davranıyor, beni yargılıyor, asla benim için bir şey yapmıyor, beni paspas gibi kullanıyor, sömürüyor…” o zaman bu sizin DÜŞÜNCE KALIBINIZ. İçinizdeki bazı düşünceler, bu tür davranışları gösteren kişileri yaşamınıza çekiyor. Bu tür düşüncenizi değiştirdiğiniz zaman, o tür kişiler de başka kapıya gideceklerdir. Artık o insanları hayatınıza çekmeyeceksiniz. Bu dört olumsuz duygu, fiziksel boyutta da ortaya çıkıyor. Kırgınlık (gücenme, darılma, öfke) uzun zaman içte tutulduğunda bedeni yemeye başlıyor ve kanser dediğimiz hastalığa neden oluyor. Sürekli kendimizi ya da başkalarını eleştirmek, yargılamak romatizmanın kaynağı. Suçluluk duygusu daima ceza arar ve bu ceza da ağrılar yaratır. Korku ve gerginlik kellik, ülser hatta ayak ağrılarına neden oluyor. Kırgınlık (gücenme, darılma) duygusundan bağışlama yoluyla kurtulmak kanseri bile yeniyor. Bu size basit gibi gelebilir ama işe yaradığına tanık oldum, bunu yaşadım.

GEÇMİŞE KARŞI TUTUMUMUZU DEĞİŞTİREBİLİRİZ

Geçmiş yaşanmış ve bitmiş. Bunu değiştiremeyiz. Ama geçmiş hakkındaki düşüncelerimizi değiştirebiliriz. Bizi geçmişte biri incitti diye, şimdiki anda KENDİMİZİ CEZALANDIRMAK ne saçma. Çok derin kırgınlıkları olan insanlara hep şunu söylerim: “lütfen, bu kırgınlıkları daha da derinleştirmeden çözmeye başlayın. Bir cerrahın bıçağı altında ya da ölüm yatağında olduğunuz ana kadar beklemeyin, o zaman bir de yaşadığınız panikle başa çıkmak zorunda kalacaksınız” Panik içinde olduğumuz anlarda, düşüncelerimizi kendimizi iyileştirme konusunda yoğunlaştırmamız çok zordur. Önce korkularımızı yenmek için zaman harcamak zorundayız. Eğer her şeyin umutsuz, bizim de kurban olduğumuz inancını seçersek, Evren bu inancımıza “Evet” der. Bu saçma, geri, olumsuz düşünce ve inançları bırakmamız hayati önem taşıyor.

GEÇMİŞİ BIRAKMAK İÇİN, AFFETMEYE HAZIR OLMALIYIZ

Geçmişi bırakmak, kendimiz dahil herkesi affetmeyi seçmek zorundayız. Nasıl affedeceğimizi bilmeyebiliriz, affetmek istemeyebiliriz; ama affetmeye istekliyim demek bile, iyileşme sürecini başlatır. Kendi iyiliğimiz için geçmişi bırakmak ve herkesi affetmek mutlaka gerekli. “İstediğim gibi biri olmadığım için seni affediyorum. Seni affediyor ve özgür bırakıyorum”. Bu olumlu düşünce bizi özgür kılar.

TÜM HASTALIKLAR AFFETMEME DURUMUNDAN KAYNAKLANIR Hastalandığımız zaman, yüreğimizi gözden geçirelim. Acaba kimi affetmeye ihtiyacımız var? Course in Miracles şöyle der: “Tüm hastalıklar affetmeme durumundan kaynaklanır. Ne zaman hasta oluyorsak, affetmemiz gereken kişinin kim olduğunu düşünmeliyiz” Bu düşünceye şunu da eklemek istiyorum: Affetmekte en çok zorlandığımız kişi, BIRAKMAYA EN ÇOK GEREKSİNİM DUYDUĞUMUZ KİŞİDİR.

Affetmek, bırakmak, vazgeçmek demek, göz yummak demek değil, tümüyle bırakmak demek. NASIL affedeceğimizi bilmek zorunda değiliz. Yapacağımız tek şey affetmeye İSTEKLİ OLMAK. Evren nasılların üstesinden gelir. Kendi acımızı çok iyi anlayabiliyoruz. Çoğumuzun anlamakta güçlük çektiği şey, en çok affetmeye gereksinme duyduğumuz ONLARIN da acı çekmiş olmaları. Şunu anlamalıyız ki, onlar da o an içindeki anlayış, farkındalık ve bilgi kapasitelerine göre yapabildiklerinin en iyisini yapıyorlardı.

İnsanlar soruları ile bana geldiklerinde yalnızca tek şey üzerinde çalışırm, KENDİNİ SEVMEK. Kendimizi OLDUĞUMUZ GİBİ ONAYLADIĞIMIZ, sevdiğimiz ve kabul ettiğimiz zaman, herşey yoluna giriyor. Küçük mucizeler her yerde görülüyor. Sağlığımız düzeliyor, daha çok kazanıyoruz, ilişkilerimiz daha doyumlu hale geliyor, kendimizi çok yaratıcı biçimlerde ifade etmeye başlıyoruz. Tüm bunlar çabalamadan, kendiliğinden oluyor.

Kendini sevmek ve onaylamak, güven ortamı yaratmak, kendine güvenmek, layık olduğunu düşünmek ve kabul etmek kafamızın içinde bir düzen yaratır. Bu da yaşamımızda daha sevecen ilişkiler, yeni bir iş, yaşayacağımız yeni ve daha güzel bir yer sağlar, hatta kilolarınızı bile dengeler. Kendilerini ve bedenlerini seven insanlar, ne kendilerini, ne de başklarını kötüye kullanırlar. Kendini onaylama ve kabul etme, hayatımızın her boyutunda olumlu değişimlerin olması için temel anahtarlardır. Kendini sevmek, hiçbir şey için kendimizi eleştirmemekle başlar. Olumsuz eleştiri bizi tam da değiştirmek istediğimiz davranış kalıbının içine hapseder. Kendimize gösterdiğimiz anlayış ve şefkat bu kısır döngüden çıkmamızı sağlar. Unutmayın, yıllardır kendinizi eleştiriyor ve bir işe yaramadığını görüyorsunuz. Bir de kendinizi onaylamayı deneyin. Görün bakalım neler olacak.

HER GÜN ÇALIŞABİLECEĞİNİZ BİR OLUMLAMA KALIBI

Hayatın sonsuzluğunda, bulunduğum noktada herşey mükemmel, bütün ve tam. Her günün her anında, benden daha büyük bir gücün içimden akıp geçtiğine inanıyorum. Bu evrende yanlızca bir aklın olduğunu bilerek ondaki bilgeliğe kendimi açıyorum. Tüm çözümler, tüm yanıtlar, tüm iyileşmeler, her türlü yaratıcılık ondan geliyor. Bilmem gereken her şeyin bana açıklanacağının, ihtiyacım olan her şeyin doğru zaman, mekan ve sırayla geleceğinin bilincinde olarak, bu güce ve akla güveniyorum. Dünyamda her şey iyi ve güzel. NOT: Sabah ilk uyanma anlarınızda ve gece yatarken son yaptığınız bu çalışma olmalıdır. Olumlamayı hafif ama kulaklarınızın da duyabileceği şekilde okunması gereklidir.

DÜŞÜNCE GÜCÜYLE TEDAVİ Louise Hay
Zamazingo Anette İnselberk in bloğundan alıntıdır.

KADINLAR SUSARAK GİDER !


11295921_10153160820655865_4510363008544776412_n
Çok uzun emekler verir ilişkisini yürütmek için. Birinin kadını olmayı yüreği, beyni, ruhu o kadar zor kabul etmiştir ki, başka bir adama ait olmayı istemez. Erkek gibi, çorbanın tuzu eksik diye kavga çıkarmaz mesela, tam tersi, konuşmamız lazım der. Erkekler de en çok bu cümleye sinir olurlar. Ertelenir o konuşmalar, maç bitimine, yemek sonrasına ve daha birçok lüzumsuz şeyin ardına ötelenir. Kadınlar inatçıdır, hayata tutundukları gibi, aşklarına da sahip çıkarlar. Bu yüzdendir, konuşup derdini anlatma isteği, karşı tarafı ikna edene kadar uğraşırlar. Sonunda pes eder adam, bir ışık görür kadın, tüm derdini paylaşır. Genellikle ne cevap alır? Abuk sabuk konuşma! Gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır. Yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir ve adam gün gelip bunların kendisine ok gibi döneceğini bilemez. Bir kadın şikayet ediyorsa, ya da erkeklerin deyimi ile vıdı vıdı ediyorsa; erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır kadının. Yürütmek, birlikte yaşamak, sorunları çözerek mutlu olmak istiyordur. Daha önemlisi, o adamı hala seviyordur. Kadın susarak gider! En önemli detaydır, erkeklerin hiç anlayamadığı durum işte bu kadar basittir. O gün gelene kadar konuşan, kavga eden, tartışan kadın, kendini sessizliğe vermiştir. Ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir. Yüreğindeki bavulları toplamıştır, kafasındaki biletleri almış ve aslında bedeni orada durarak, ilişkiden çıkıp gitmiştir. Kadın, gerçekten gitmişse, çok sessiz olmuştur ayrılışı, kimse hissetmeden, kapıları vurup kırmadan gitmiştir. Her akşam eve geldiğinde, kapının açıldığını gören adam anlamaz ama bir kadın sessizce gider. Ne mutfağında yemek pişiren, ne yan koltukta televizyon izleyen, ne gece ruhunu kenara koyarak yatakta uyumaya çalışan kadın, artık o kadındır. Bir kadının çığlıklarından, kavgalarından korkmamak gerekir, çünkü kadının gidişi sessiz ve asildir.
* CEMAL SÜREYA
Netten alıntı.

1 Haziran 2015 Pazartesi

Kendine giden yolu aramak ister misin ?


Yalnızlığa çekilmek, kendine giden yolu aramak ister misin?
581139_10150764362242865_1140171261_n
 ”Arayan kolaylıkla kaybolur. Her türlü yalnızlaşma suçtur.”
-böyle konuşur sürü.
Sürünün sesi senin içinde de çınlayacak hala.
Ve, ”Artık sizinle aynı vicdanı paylaşmıyorum.” desen bile, bir yakınma ve bir sancı olacak bu.
Özgür mü diyorsun kendine ?
Sana hükmeden düşünceni duymak isterim, bir boyunduruktan kaçıp kurtulduğunu değil.
Bir boyunduruktan kaçıp kurtulmaya layık mısın sen?
Uşaklığını fırlatıp atarken, son değerini de fırlatıp atanlar vardır.
Neden özgürsün ?
Kendi iyini ve kötünü, sen verebilir misin kendine ?
Ve kendi istemini bir yasa gibi asabilir misin üstüne ?
Kendi yasanın yargıcı ve infazcısı olabilir misin ? Kendi yasasının yargıcı ve infazcısıyla başbaşa kalmak korkunçtur!
Bugün hala eziyet çekiyorsun çoğunluktan, sen tek olan; cesaretini ve umudunu yitirmedin henüz.
Oysa günün birinde yalnızlık yoracak seni, günün birinde gururun iki büklüm olacak ve cesaretin kırılacak.
”Yalnızım” diye haykıracaksın günün birinde. Kendi ululuğun bile bir hayalet gibi korkutacak seni.
”Her şey sahte !” diye bağıracaksın günün birinde.
Yalnız kişiyi öldürmeye çalışan duygular vardır; öldürmeyi başaramazlarsa eğer, onların ölmesi gerekir.
Peki gücün yetiyor mu buna?
Senin hakkındaki düşüncelerini değiştirmeye zorluyorsun birçoğunu; bunun hesabını kötü ödetecekler sana.
Onların üstüne çıkıyorsun; ama ne denli yükseğe çıkarsan, o denli küçük görünüyorsun kıskançlığın gözüne.
En çok da uçandan nefret edilir.
Adaletsiz davranır ve çamur atarlar onlar yalnız kişiye; ama bu yüzden daha az aydınlatmamalısın onları kardeşim, bir yıldız olmak istiyorsan eğer!
Sevgi nöbetlerinden koru kendini!
Yalnız kişi, çabucak uzatır elini karşısına çıkana. Kimi insanlara elini değil, pençeni uzatmalısın sadece!
Ama karşına çıkabilecek en kötü düşman, her zaman sen kendin olacaksın; sen kendin pusuda bekleyeceksin kendini.
Yalnız kişi, kendin gidiyorsun, kendine giden yolda!
Kendini yakmak istemelisin kendi ateşinde; nasıl yeniden doğmak isteyebilirsin ki, önce kül olmadan?
Yalnız kişi, sevenin yolundan gidiyorsun; kendini seviyorsun sen ve bu yüzden aşağılayorsun kendini, ancak sevenlerin aşağılayabileceği gibi.
Aşağıladığı için yaratmak ister seven kişi!
Sevdiğini aşağılamak zorunda olmayan, ne anlar ki aşktan?
Aşkınla git yalnızlığına ve yaratışınla git, kardeşim; adalet, ancak çok sonra aksayarak gelecektir arkandan.
Benim gözyaşlarımla git yalnızlığına, kardeşim. Severim kendinin ötesinde yaratmak isteyeni ve böylece yok olanı.
Friedrich Nietzsche
Böyle Buyurdu Zerdüşt / Yaratanın Yolları Üzerine
Dünyalılar

24 Mayıs 2015 Pazar

‘Çilek Seven Kadın’dan Mektup Var!

‘Çilek Seven Kadın’dan Mektup Var!

cilek ekin
Bir tabloya ait olduğumu düşünenler için ne büyük yanılgı. Her gün aranızda dolaşıyorum ve alamadığınız rahat nefesim aslında.
O gün yaratıcım ile birlikte, ait olduğum yere döndükten sonra, saatin tik takları arasında sığamadım o tuvalin içine. Sırtımdaki çilek yaraları ağırlaşmış, bedenim daha da hafiflemişti sanki. Önce atölyenin taş zeminine değdi çıplak ayaklarım, sonra kapı aralandı.
Ölümün kıyısında durulmayan topraklarda, kadın olmak zordu sanırım. Yoksa doğuşum bu kadar olay yaratmazdı diye düşünüyorum. Kendi mememden korkarak dolaştım sokaklarda. Aranızdaydım ama kim gördü ki beni? Yürüdüm. Yürürken parçalandım ve dağıldım her birinize. Bir bar sandalyesinde, kendi yaralarıma ağladım. Beni dünyasına hapsetmek isteyen erkek egemen anlayış izliyordu ama gidemiyordu mememden öteye.
Tenimden korktum o gece. Sırtımdaki yaralara, acı eşiğime güvenerek yaşamaktan korktum. Var oluşumun, beni hasta etmesine izin vererek; bedenimden kaçmak istedim.
Bu ülkede her gün kaç tane kız çocuğu doğuyor? Bilmiyorum ama hepsi bir gün kadın olacak. Babadan kanayan küçük kızlar, erken büyüyorlar koca evinde. Kadınlıklarının zülalinden çilekler eksiltiyorlar büyürken. Bir kadın gördüm yolda. Tam da önümde poposunu, ceketini çekiştirerek örttü gizlice. Başka bir kadın ağzını kapatarak kahkaha attı. Düşündüm. Bir kahkaha bir meme kadar tehlikeli midir?
Beni kadın kılan uzvumun, açık olmasından utanmam lazım sanırım. Ama ben seviyorum onu. Bir kadının doğuşunu örtmesi mümkün müdür ki? Mememden doğdum ben, ondan doyurdum yüzyıllarca. Varlığının kıvrımlarını yok sayabilir mi insan?
O tabloda, arkamda duran piramide dikkat ettiniz mi? O piramidin tepesinden bakıyorum; eşitsiz adaletinize. Durduğumuz yerde, doğurduğumuzdan vuruluyoruz nihayetinde. Görmek istemediğiniz memem değil, kendinizsiniz aslında. Attığınız her tokat, yasakladığınız her hak bir çilek yarası. Siz kendinizi görmekten korktunuz.
Kontrolsüz şiddetiniz ile bir kadın öldüğünde, “bir” kadın ölmüyor. Her kadın, bir çilek darbesi daha alıyor ruhuna. Büyürken, kendimize sizin gözünüzden bakarak yol gösteriyoruz biz. Daha gizlenmiş olmak üzere kuruyoruz hayatlarımızı. Sahipsiz kalmamak için bulunan kocalar, adı konulmamış tacizler… O kadar sessiz bir düzen kurmuşsunuz ki; birbirinizin ayıplarına susarak besliyorsunuz zihniyetinizi.
Ya gömleğim tamamen kapalı olsaydı? Sizin gören gözleriniz tükenir miydi? Örtmeler yetmez ki sizin mutsuz açlığınıza. Bu toplumda olamayışınızın sesi yükseliyor giderek. Yasaklarınız, yaşayamadıklarınızın intikamı. Bu yüzden bedenim çilek yarası ama burnum… Burnum, buz sancısı. Toplumsal bir korku kokusu yayıyorsunuz ve düşüncelerimizin kokusunu almamızı engellemek istiyorsunuz. Toplumsal bir bilinç oluşturamazsak bu virüs hepimizi hasta edecek. Bu hastalığı görmezden gelmek; erken teşhisi yok etmek demek. Her gün yeni bir yasa, her gün yeni bir yasak, hayatlarımızı, kadınlığımızı parçalayıp ayıklıyor. Sonra susan bir kadının ölümünün adını kader koyuyorsunuz.
Bir gün bir adam çıkıyor ve beni göstermek istiyor size. Hastalığımı, yaralarımı, üstü örtülen acımın zehrini çiziyor. Yaramdan korkuyorlar, ölümün kıyısında da durmuyorlar, ama ben hala bir piramidin tepesinden bakıyorum, bir adamın, bir umudun beni çizdiğini bilerek. Bir adamın, bir kadına, görerek bakışı ile iyileşmeyi bekleyerek.
Ekin Köker  (yesimcimcoz.com)
Dünyalılar
       Bu linkden alınmıştır.   http://dunyalilar.org/cilek-seven-kadindan-mektup-var.html

22 Mayıs 2015 Cuma

Hayalimdeki Aşk (film)

Duygulanarak ve zevkle izlediğim bir film. Aşnı zamanda düşündürücü ve sorgulatıcı...
Aşağıdaki linkden izleyebilirsiniz.
http://www.ultrafilmizle.com/hayalimdeki-ask-ruby-sparks-2012-turkce-dublaj-film-izle/4/
Hayalimdeki Aşk – Ruby Sparks 2012 Türkçe Dublaj Film izle
Baş rollerini Paul Dano, Zoe Kazan ve Annette Bening’in paylaştığı filmin senaryosu Zoe Kazan’a ait. Calvin genç yaşında büyük başarı elde etmiş ama hızlı yükselen kariyerinde şimdi duraklama evresine giren bir yazardır. Sanki ilhamı kaynağını kaybetmiştir. Bu durumla başa çıkmak için ilginç bir yol dener. Kendini yeni bir romansın içine sokmaya karar verir ve kendisini seveceğini düşündüğü bir dişi karakter yaratır, ve adını Ruby koyar. Fakat bir hafta sonra Ruby kanlı canlı salondaki kanepede oturuyordur. Calvin kelimelerinin nefes alan bir canlıya dönüştüğünü görünce ne yapacağını şaşırır. İlginç bir senaryoya sahip olan film IMDB’den de yüksek bir puan ortalaması tutturmuş durumda.
İyi seyirler, ultrafilmizle.com
Tür: 2012 Filmleri, 2012 Yabancı, ABD Filmleri, Dram Filmleri, Fantastik Filmler, Genel, İmdb 7+, Komedi Filmleri, Türkçe Dublaj Filmler, Yabancı Filmler
Yapım: 2012 ABD
IMDB Puanı: 7.2
Yönetmen: Jonathan Dayton, Valerie Faris
Oyuncular: Paul Dano, Zoe Kazan, Annette Bening

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Bu Bahar

Eskiden 'yine bahar geldi' derdik. Bu sene çok şükür bahar gelebildi dedik. Fakat yine arada hava kışlığını yapıyor.Benim çiçekler açtı. Duvardaki tablolarımla güzel görüntü oluşturdular. Çekmeden edemedim. Bir de güzel bir söz okudum netten. Sanırım sizde beğeneceksiniz.
                                         Aşkı siz seçemezsiniz, o sizi seçer.





                          Orkidelerim solmuştu. Sulamaya devam ettim. işte sonuç :)
                                                   Kılıçım da çiçek açıyor.               

                        5 senedir dayanıyor. Kuruyan yaprağının yerine yenisi çıkıyor. Maşallah.
 Bu çiçeği arkadaşım getirdi. Toprakta deil. Vazonun içinde sıvı bir şey var. O besliyor herhalde...
                                                                 Ben ördüm.

Benim saçlarda iyice uzadı. Uçları kırıldı. Kestirmem gerekti. İstemeye istemeye kestirdim. Kestirmeden önce resmini çekeyim dedim. Çok değil dört parmak kadar kestirdim. Dökülmesi azalır.
   Bu arada yeğenlerim ve ablam geldi. Çok mutlu oldum.
Hoşça kalııınn.

27 Nisan 2015 Pazartesi

Dilsiz Uşak (Alıntı)

Gecenin bir yarısı, bir anda uyandım. Son zamanlarda rüyalarımı hatırlamak için uyandığım anlara dikkat ettiğimden, zihnimdeki “dilsiz uşak’’ sözü beni haliyle şaşırttı. Haliyle diyorum çünkü evimdeki eşyalar ya da son zamanlardaki gündemimle arasında bir bağlantı kuramadım bu sözün. Üzerine fazla düşmeden sabah üzerinde düşünmek üzere uykuma devam ettim.
İlgilendiğimiz ve dikkatimizi verdiğimiz konuların, alâkasız gibi görünen sembollerle rüyalarımızda, meditasyonlarda bilinçaltımızdan çıkıp geliverdiğini bildiğim için “dilsiz uşak’’ sözü anlam kazanmakta gecikmedi.
Dilsiz uşak, resimde göründüğü gibi üzerinizden çıkardığınız kıyafetlerinizi katlamaya, askıya asmaya gerek duymadan üzerine bırakıvereceğiniz odanın bir köşesinde duran “kurtarıcı’’ bir eşyadır. Tıpkı yaşantımızın bazı bölümlerinde ve ilişkilerimizde bizim olduğumuz gibi.
Aslında hemen hemen bütün ilişkiler en azından bir kişinin bu rolde olduğu şekilde başlar. İlişkiye daha çok ihtiyaç duyan taraf, karşı tarafın taşımak istemediği, giymekten sıkıldığı, kirlendiği için değiştirdiği, rahatlamak için çıkardığı sorumlulukları, düşünceleri, duyguları yüklenmeyi kabul eder. Karşındaki için çözüm üretmek, onun hayatını kolaylaştırmak, onu rahat ve mutlu hissettirmek için, daha çok kadınların kendinden vazgeçmesiyle başlar ilişki. Bu vazgeçişin elbette belli bir süresi vardır. Kadın çocukluğundan itibaren evlilik ve çocuk hedefiyle güdülenir. Kendine bakacak bir erkek bulup ondan “çocuk sahibi’’ olduğunda sıcak yuvasında mutlu olacaktır. Hele bir de erkek zenginse ömür boyu rahat edecektir. Bu, kız çocuklarına dünyaca ünlü masallar da bile anlatılan en büyük yalandır. Çünkü her vazgeçiş bir kabulleniş değildir. Onay ihtiyacı, sevilme ihtiyacı, özgünlük ihtiyacı, ait olma ihtiyacı, kabul görme ihtiyacı, reddedilme korkusu, terk edilme korkusu gibi bir sürü sebeple kadın ilişkiyi sağlamlaştırana, toplumsal olarak parmağına yüzüğü takıp ilişkiyi “garantiye’’ alana kadar dilsizdir!
Balayı bittikten, günler rutine girmeye başladıktan sonra bizim dilsiz uşak bir gün aniden dile gelir. Çünkü seve seve yaptığını söylediği her “fedakârlık’’ ona ağır gelmektedir. Üzerine çok fazla yük bindiğinden şikâyet etmeye başlar. Bunu karşısındaki mutlu olsun diye yaptığını haykırır. Ben senin için neler yaptım, üzerime bıraktığın her şeyi sırf sen mutlu ol diye taşıdım, ama sen benim değerimi hiç bilmedin der. Beklediği ilgiyi, sevgiyi takdiri alamıyor olmanın tepkisini yaşamaya başlamıştır. Erkek bu ani değişikliğe anlam veremez. Ne ile itham edildiğinin bile ayırdına varamaz, yolunda gitmeyenin ne olduğunu anlamamıştır. Oysa her iki taraf da ilişkiye bir kişiyi memnun etmek için girmiş gibidir o ana kadar. Kadın kendini değerli hissettirmesi beklentisi ile ilişkide kendini unutmuş tüm değeri karşısındakine vermiştir. Bir gün onun değerini anlayacaktır elbette. O günün hiç gelmeyeceğinin anlaşılmasıyla başlayan sürtüşmeler gelecekteki büyük depremin ilk habercileridir.
Bu andan itibaren, dilsiz uşak olmanın kendi çıkarlarımız, kendi korkularımız, kendi ihtiyaçlarımız için olduğunu fark edip suçlama davranışından çıkabildiğimiz ölçüde sorumluluk alarak, kendimize özen gösterip, kendimize değer vererek ilişkimizi daha iyi bir boyuta taşımayı ya da bitirmeyi seçmek bizim kararımızdır. Dilli bir uşak olup ömür boyu haklı olduğunuzu haykırmak da bir seçimdir, dilsiz uşak olmaya devam edip kaderine razı olmak da. Asıl konu dilli ya da dilsiz olmak değildir, uşak olmaktan vazgeçmeye cesaret edecek özsaygıya sahip olup olmadığımızdır.
Netten alıntı.